Kavramlar ve tarihçe

Yapısal Remedi Efsanesi — Gerçek mi?

Tek ve değişmez remedi fikrinin izinde: Hahnemann, Kent ve Organon

Bir homeopata gidiyorsunuz, verilen remediler sizi iyi hissettiriyor, homeopatınız ile paylaşmış olmanın verdiği bir iyilik hali var ama ana şikayetinizde iyileşme yok. Hala ağrınız var, hala hayat zor. Ama homeopatınızı çok seviyorsunuz. Bir gün o doğru remediyi bulacak ve tüm sorunlar çözülecek. Bu arada bazı iyileşme krizleri yaşıyorsunuz. "Normal" diyor homeopatınız ve geçmesini bekliyorsunuz. Ya da homeopat olarak hastanın neden hala ana şikayetinin geçmemiş oluşunu anlayamıyorsunuz.

Bu sorunların çözümü var ve cevapları Hahnemann'ın Organon'unda. Yeni proving'i yapılmış az kullanılan remediler vermek, "hasta iyileşmek istemiyor" demek ve potensi değiştirmek çoğu zaman bu sorunları çözmüyor. Tam da Hahnemann'ın bizi Aforizma 6&7'de uyardığı gibi, hastalığa dair spekülatif yorumlar yaparak bu vakaları çözemezsiniz. Direkt kaynağa gidin, hepsinin cevabı orada var.

Yapısal remedi efsanesi; tüm şikayetlere iyi gelen, hayat boyu değişmeyen bir ruh eşi remedimiz olduğu yanılsaması üzerine kurulu. Bu büyülü remediyi bulup, bir tane verip aylarca beklersek o mucizevi iyileşme de sonunda gerçekleşecek gibi bir anlayış bu.

Bu yanlış anlaşılmanın sebebi Organon'un yanlış yorumlanmasında ve Homeopat Dr. Kent'in yaklaşımının şu an dünyada ana akım homeopati olarak kullanılmasında yatıyor. Çoğu homeopat Kent ekolünü Organon ile karıştırıyor. Ve iyileşme krizi şiddetli olan, bazı mental duygusal iyileşmelerin görüldüğü ama ana bedensel şikayetlerin geçmediği, dolayısıyla tedavi olmamış vakalarla baş başa kalıp çaresiz hissediyorlar.

Hahnemann'ın "yapı" dediği: biyolojik bir zemin

Hahnemann Organon'da "yapısal" olarak çevirebileceğimiz Constitution (Leibesbeschaffenheit) kelimesini kullanmıştır. Ancak onun kastettiği; bugün anlaşıldığı gibi "değişmez bir kişilik yapısı" veya ruhumuzun önce iyileşmesini sağlayacak o büyülü remedi değildi. Hahnemann için yapısal kavramı tamamen biyolojik ve fiziksel zemini anlatan bir terimdi.

Hahnemann yapısal remedi yerine Similimum remedisini bulup vermemizi ve sürece bununla başlamamızı söyler. O andaki şikayetlerin ve hastanın yaşam gücünün ortaya çıkardığı tüm belirtileri içeren bir "benzer" remedidir bu da. Ama bu remedi, hastanın yaşam gücü değiştikçe, semptom resmi değişip katman katman ortaya çıktıkça değişir. Sonuçta karşımızda ne görüyorsak ona uygun remediyi vermemiz gerekir.

Tek taraflı hastalıklar: vaka kendini katman katman gösterir

Bunu anlayabilmek için yine Organon'da geçen "tek taraflı hastalıklar" gözlemine bakalım. Hahnemann'ın zor vakalar dediği bu hastalarda sadece 1–2 adet belirgin semptom dışında kronik hastalığına dair hiçbir belirti bulamazsınız. Bu durumda mental duygusal resmine dair yorumlar yapmak da saçmadır; çünkü yaşam gücünün ortaya koyduğu 1–2 tane belirtiden başka gözlemlenebilir hiçbir belirti yoktur.

Hahnemann bu durumda bize "sadece bu gözlemlenebilir belirtilere bakarak bir similimum verin" der. Bu remedi zaten o "baskılanmış" belirtileri ortaya çıkarır. Bu remediden sonra bir takım belirtiler ortaya çıkmaya başlar. Hasta remedi öncesinde "sadece şiddetli baş ağrım var, tarafı, hissi belli değil, başka da hiçbir sorunum yok" derken, remedi sonrasında "benim ayaklarım çok sıcak, ağrım da hep sağ gözümün üzerinden başlıyor; ayrıca her gün sabah akşam canım acılı yemek istiyorum" der. Artık elimizde similimum verecek bir semptom ve belirti bütünlüğü vardır. Böyle böyle vaka bize kendisini gösterir. Biz de buna uyum sağlayarak remedisini değiştiririz.

Benim pratiğimde yüzde 10–15'i aşmayacak bir danışan grubu ise gerçekten hayat boyu doğduğu yapıda kalıyor. Hala çocukken olduğu gibi uykuda kafası terliyor, yavaş hareket ediyor, doğduğu şehri terk etmeden, bu güvenli yerde yaşamaktan büyük tatmin duyuyor (Calc-carb). Bu insanların evet tek bir similimum remedisi oluyor ve onlar hayat boyu bu remediden faydalanıyor. Ancak bu çağda böyle bir yüksek sağlık seviyesi bulmak, çok nadir görülen bir doğa olayına dönüştü. Hatta çoğunlukla az belirti veren tek taraflı hastalıkları görür olduk. Yani remedi değiştirerek ilerlememiz şart oldu.

Peki Yapısal Remedi Efsanesi nereden çıktı?

"Tek ve yapısal remedi" fikri Hahnemann'la değil, 19. yüzyılın sonlarında Amerika'da Dr. James Tyler Kent ile ortaya çıktı.

Kent, Swedenborg kilisesine bağlı dindar bir aristokrattı ve hastalığı "ruhsal bozulma"nın sonucu olarak yorumladı. Remedileri de bunlara iyi gelecek birer "karakter portresi" gibi anlattı. "Ruhumuz hasta, hastalıkların sebebi ruhta" diyerek tabii ki aristokrat ve Hristiyan bu camiada çok ilgi gördü. Vakalarına tek remedi verdiğini ve ruhsal bozulmaları iyileştiği için fiziksel sorunlarının da iyileştiğini söyledi. Ama klinik notlarını içeren kitaplarda biz bugün Kent'in de birden çok remedi verdiğini görüyoruz. Yani söylediği ile yaptığı tutmuyordu. Çünkü ilk amacı homeopatiyi yaygınlaştırmak ve bağlı olduğu camianın böylesi tartışmalı bir konu hakkında tepkisini çekmeden kabul görmesini sağlamaktı.

Bu yaklaşım kolay öğrenmeyi sağladı ama klinik olarak büyük eksikliklere yol açtı. Ve hastalığın kökenini sadece ruhta aramak, Hahnemann ve arkasından gelen homeopatların çok değerli klinik gözlem bilgilerini önemsizleştirdi. Çünkü biz "hastalık ruhtadır" demeyiz. Eğer illa ki hastalığa bir sebep öne süreceksek; atalardan gelen hastalık bilgisinin, tetikleyici faktörler ile birleşerek dengeden şaşmasıdır, deriz.

"Ruhumuz hasta; hasta ruhumuzu iyileştirecek tek remedi var" söylemleri de tabii kısa zamanda Dr. Kent'e epey bir prestij kattı.

Sonra Amerika'dan tüm dünyaya yayıldı bu anlayış. Homeopatların çoğu aslında Kentçi homeopati uygulayarak kendilerine "Klasik Homeopat" dediler. Yepyeni bir kavram karmaşası da orada yaratılmış oldu.

Temel katman: destek olabilir, inat olmaz

Hepimizin altta temel bir remedisi var. Doğduğumuz yapının özelliklerini barındıran bir remedi resmi bu. Çocukken hiç yemek yemezdim, çok cılızdım ama hep bir şişik karınla dolaşırdım. İçe dönüktüm, eve misafir gelince saklanırdım. İğneden çok korkardım, sınavlardan önce hep hasta olurdum. Evet bu insan Silica yapısıyla doğmuş. Ama Silica mı kalmış? Kalamamış — çünkü bademcikleri alınmış ve artık boğaz ağrısı yerine akciğer enfeksiyonu geçirir olmuş. Anne baba çok kavga edermiş; onu terk etmesinler diye anneye yapışmış. Bu yapı çoğunlukla değiştiği gibi, bir de bu katman çoğunlukla sorun çıkarmayan ve tedavi gerektirmeyen katman oluyor. Tedavinin sonunda iyileşmeyi sağlama almak için verilecek bir destek remedisi olabilir ancak. Ama sırf en aşağıda bu remedi var diye, o remedinin semptom resmini görmeden inatla bu en alttaki temel katman remedisini vermek hem işe yaramıyor hem de bazen şiddetli iyileşme krizlerine sebep oluyor. (bkz. İyileşme Krizi Şart mı?)

Organon ne diyor?

Aforizma 6 & 7 — "Önyargısız bir gözlemci, hastalığa dair metafizik spekülasyonların boşuna olduğunun farkındadır ve o anda mevcut olan semptomların bütününden (totality of symptoms) başka bir şey görmez."Organon of Medicine — Samuel Hahnemann

Yani bırakın hastalığın gizli ve içsel nedenlerine dair teorileri; ne gözlemliyorsanız onu dikkate alın, der.

Aforizma 171 — "…Psora kaynaklı kronik hastalıkların tedavisinde tek ilaç nadiren yeterli olur. İyileşme sağlamak için bir önceki remedinin etkisi bittikten sonra, geriye kalan semptomlar için ardışık anti-psorik remediler vermek gerekir."Organon of Medicine — Samuel Hahnemann

Bu ard arda verilen remediler çoğu zaman birbirini iyi takip eden "tamamlayıcı remediler" oluyor. O başka bir müthiş konu — şu makalede anlattım: (bkz. Remedi Haritaları)

Hahnemann kliniğinde remedi sonrası ağrısı ortaya çıkan veya artan bir hastaya "bak, ne güzel daha iyi uyuyorum diyorsun; remedin çalışıyor, dayan biraz" dememiştir diye düşünüyorum. Bu ağrının artmış haliyle tabloya yeniden bakıp, yeni bir belirti var mı ve "acaba başka bir remediye mi ihtiyacı var" diye düşünüp ağrısına iyi gelecek remediyi vermiştir diye tahmin ediyorum.

İyileşme krizi yaşayan bir danışana "dayan" demek ve hatta onunla bu süreçte zorlanmak zorunda değilsiniz. Tek yapmanız gereken Organon'a bakmak. Bazen zihnin en az devreye girdiği yer en zorudur ya — bu da öyle.

Homeopatide en zoru basit düşünmek. Speküle etmemek, yorum katmamak. Yargısız gözlemci olabilmek…
— Hande

“Hikâyenizi dinlemek için
buradayım.”

Tüm makaleler Ana sayfaya dönün